19 Ocak 2011 Çarşamba

yıllarca "büyüyünce ne olucaksın?" kadar hayatımda olan soru "ya sen kime benziyorsun?" oldu. hem annem hem babam rahatlıkla söylediler "babaannesine" diye, ben de istekle söyledim doğumgünün 1 temmuz olduğunu bilmeden.
geçen sene bugündü. 19 ocak.
son günlerde telefonla konuşmak zorlaşmıştı, kelimeler kesiliyor, telefonlar elden ele uzatılıyordu. aslında ankara'dan yanına giderken de olayın ciddiyetini pek çaktırmadılar. oğlu üzüntüsünden nasıl söyleyeceğini bilememiş "biz gidiyoruz" demişti aniden. işte o zaman kötüyü aklıma getirmemecesine "tabi, gidin" dedim. "iyi" dediler, sevindim, gerisini sorgulamadan. haftalarca bekledik, bir yandan uzaktan hayatla mücadele çalışmaları.
fakültede derse girmeden önce avluda yaptığım konuşmadan hiçbir şey anlamamıştım ama kondurmamıştım. er geç ortaya çıkıyor nihayetinde.
siz ki eğer birini çok seviyorsanız ondan her zaman haberdar olursunuz. iyi ya da kötü hissedersiniz.
benin kara salım. leyla'm. pamuk elleri, konuşmadan önce boğazını temizleyişi, pembe mavi eşarbı ve bütün emeği... ben babaannemi özledim.
günler sonra gidebildim mezarına, işte o zaman gördüm taşta yazılı tarihi. gerçek doğumgünü değildi ama yine de babaannemden taşıdığım izlere bir yenisinin daha eklenmiş olmasının verdiği acıyla baktım, toprağındaki otları yoldum, kuşlar için su doldurdum. elime gelen krem rengi şeffaf taşı bir an için yerine koydum, sonra geri aldım. yaşadığımız tüm güzel anıları ondan bir parçayla hatırlamak için duruyor.
en çok da annesini kaybeden babam için üzülüyorum. her bana baktığında onu hatırlatıyor olmanın burukluğu için.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder