27 Aralık 2010 Pazartesi

tek isteğim bir anlığına da olsa gerçek bir şeyler hissetmek.

aslında buralara yeni şeyler dökememenin nedeni şöyle: aklımda bir yazı var ama ne doğru dürüst başlayabiliyorum ne de sonunu getirebiliyorum. aklıma ne benzetmeler geliyor ne de size daha açıkça anlatabileceğim bir arada sözcükler. basit düşünüyorum. net olmaya çalışıyorum. cümleler ayrı ayrı var ama bir bütünü yok. bu kadar.
imrendim okunulası şeyler yazanlara ama bu blogun amacı bu değil. bazen buraya yazmak bile fazla içimi dökmek gibi geliyor, sadece beni üzsünler sadece beni sevindirsinler istiyorum. düşündüklerim ve hissettiklerimden emin olamadığım gibi, anlatamıyorum. şimdilik de gidiyorum.
çok depresif ve kötümser görünmek istemem ama daha çözmem gereken o kadar çok şey var ki.. sizi de sıkmayayım.

19 Aralık 2010 Pazar

kayıtsız

bu kaydı üç kere yazıp sildim ama demek istediğim sadece bir cümle sanırım:

bu blogu ne zaman, ne duygularla açtığımı çok iyi hatırlıyorum ya da neden bir bloga ihtiyaç duyduğumu.

27 Ağustos 2010 Cuma

bu blogu okuyan yegane canım arkadaşıma.

ah fns'em, çatal karam, çingenem. son günlerde fena sardım ben bu multitap adlı gruba. şarkı sözleri ağlenceli, müziği duyar duymaz da başlarsın dansetmeye. bilirimki tam senin sevceğin tarza.aldığım duyumlara göre zaten bedük ün arkasında çalan elemanlarmış bunlar. sen hele bi gel ankara'ya o zaman ben sana yollayacagım bunları. bakarsın konserine bile gideriz. al bu da şarkı sözü:
sepetle gitsin
kirlinin yeri orada ve renkli bir dünya
kokuları karışıyor
alttakinde param atma makinaya
renkleri koruyalım
komşunun çocuğu da aynı şortu giyiyor solgun kalmayalım
sonra anneme ayrı bir dert oluyor...

bu benim kirli sepetim
kirlileri etrafa dağıtmaya yok niyetim
bu benim kirli sepetim
lekelerimin geri dönüşümü,saflık biletim

sepetle gitsin
işte dün geceki ihanetin delilleri
aralara karışıyor
belki süslü cinayetinin son perdesi
artık kapanıyor
beyzıyla sarısıyla tek tek ayrılıyor
herşeyi o biliyor
havlum çorabım şortum ceketim

bu benim kirli sepetim
kirlileri etrafa dağıtmaya yok niyetim
bu benim kirli sepetim
lekelerimin geri dönüşümü,saflık biletim

hadi seni öperim gözlerinden.

not: bu kaydı ne zaman görürsün bilmem devamlı bir blogspotçu oldun mu görecegiz. bu aralar fotograflardaki fotojenik halin dikkatlerden kaçmıyor bilineeee. :*

22 Nisan 2010 Perşembe

vay anam 1 ay olmuş

önceki kayıtta belirttiğim işi bitirdim ama sonucu FAIL oldu. kısmet dedim, ignore ettim.

16 Mart 2010 Salı

back to the future

büyüyünce insanın başına bunlar geliyormuş, hayat daha güzel olmuyormuş, meger öğrencilik sultanlıkmış! mezuniyetin yaklaşmasıyla kanım kaynama başladı resmen. ne yapmak istediğini bilip herşeyi erteleyen tipler vardır ya, ha işte o benim! bir işe kalkıştım, umarım yüzüme gözüme bulaştırmadan halledecegim. tabi konu ben olunca bu biraz zaman alan bir işe dönüşüp hüsranla sonuçlanabilir.
keşke geleceğe gitsem de herşey bitmiş olsa öyle uzaktan izlesem, of ne fantezi yaptım.
bin tilki var aklıma tepişen. hadi bakalım.

14 Şubat 2010 Pazar

Paği



Just back from Paris.

Bekledigimden daha farklı bir şehir bulduğumu itiraf edeyim,evet. gezilebilecek her yeri gezdim sanıyorum. Disneyland hariç. Ama giriş de 50 euro yani nasıl vereyim ögrenci başıma. müzeleri bile öyle bir koordinasyonla ayarlayıp gezdim ki çogu beleşe geldi. aklımda

kalan en güzel yer olarak Musee d'Orsay kaldı sanırım. Eyfel'e 8 gün sonra gitmiş olmamız da 'çok alternatifiz o yea' ayaklarından degil tamamen her yeri uygun ve beleş bir şekilde gezme amacı güdüyordu. Louvre Müzesini beleşe gezdik, ne diyosun? 2 günümüzü aldı, ayagımıza kara sular indi ama değdi. Jale hoca gibi hakkını vererek gezdik mi bilmem, o bile gezmemiş olabilir. Mona Lisa da çok küçükmüş gibi şeyler de demicem, görülmesi gerek elbet.
Labirent gibi aman haritanızı ve pusulanızı yanınıza almayı unutmayın.


En çok etkileyen şeylerden biri de Paris'in metro ağı. muhteşem!


Tadılacak tat olarak da macaron u öneririm kahveyle süper gidiyor, oy oy. tatlı sevmeyenlerse Montmartre'daki fondücülere gidebilir ama biberonla şarap veren tercih edilesi.
(Refuge Des Fondue)

Mimariye ve sanata doydum. Ancak leyleği havada gördüm. Bir sonraki durak Rotterdam!

1 Ocak 2010 Cuma


bugün iki ocak ikibinon, saat sabahın beş buçuğu.
geç biten yılbaşı sonrası zaten eğlenceye zar zor alışan bünyelerimiz tekrar projede boy göstermekte! benim pilin an itibariyle bitmiş olup, vücumdaki kan artık akmaz oldu. uyku gözlerimin ferini içine çekerken, omurgam default görüntüsünü bırakıp söz dinlemez oldu.
uzun lafın kısası vücut isyanda! bir insan fizyolojisinin eşik değeri nedir? sorusunun cevabını aramakla geçiyor günlerim. 'acaba 6da yatıp 3 saat mi uyusam yoksa 3te yatıp 3 saat mi uyusam daha yararlı olur?' hesaplamaları beyninizi kemirir durur. işte bir mimarlık öğrencisinin çizim haftasında yaşadaığı en büyük buhran budur! merdivenin genişliği ya da giydirme cephenin nasıl taşına değil, insani sınırlar içinde daha ne kadar devam edebilirim in sınamasıdır.
insan böyle öbür tarafta bile sınanmaz töbe yarabbim töbe.

galiba müzik listemde sadece 6 şarkı var ve ben bunun farkına şu an vardım.

bence çok fazla şikayette bulundum. biraz da güzel şeyler! şansım şu aralar fazlasıyla açık. çekilişlerden hayatımda kazanmadığım hediyeler kazanırken hepsini değerlendirebiliyor olmanın huzuruyla kafamı yastıpa koyuyorum.

sözlerimi burada noktalarken yanımda büyük bir azimle çalışan başakçığım'a yan gözle bakarak: 'artık yatabilir miyiiiiiim?'