27 Şubat 2011 Pazar

aykırı ve değişiklik rengi olarak kırmızı

bir kırmızı oda düşle
yerde uzanmış
duvarda isimsiz yıldız
nasıl yaşlanmış
niye tanıdık olsun ki bunca fazlalık
ne yaratmaz ki istese
korku başımda

bir yalnızlık sesisin
ah kahretsin
her yerimde batmış
ağrılar birden
kalktım baktım ve sabah

şimdi efenim bendeki bu hava değişikliğinden midir yoksa farkında olmadan olan psikolojik ve fizyolojik değişikliklerden midir bilmiyorum ama bir sıkkınlık bıkkınlık hali hafiften kendini hep bir hissettiriyor. rüyalardan mı oldu acaba hatırlamıyorum da ama akraba gördüydüm, hayırlısı. tabi ben böyle olunca odada oturmayı da yadırgamıyorum ama odada oturdukça odayı fiziksel olarak yadırgıyorum. ilk adım olarak kendime tack-it yapışkanından aldıktan sonra evde bulduğum gazetedeki umut sarıkaya röportajındaki birkaç karikatürü hemen yapıştırdım ama farkettim ki benim odaya bir renk lazım (tabi mavi masam, sarı sandalyem, kırmızı dolabım ve allı morlu yatak örtüm dışında). ben tüm bu dekorasyon hayallerimi ankara'ya açılacak olan ikea'ya bağlamışken bu şarkıyla karşılaştım ve de çok sevdim. grubun konserine bile gidemeden ışık hızında dağılmasıyla önemini artırdı benim gözümde. sağol varol sakin. sakin sakin.. dağılmaya gerek kalmadan..


24 Şubat 2011 Perşembe

ıssız adam

şimdi tivit giricem o olacak zira ıssız adam'ı izlerken bilgisayarıma sarılıp uyuyakalıvericem.
şimdi çay koydum. suyu bitmiş altında biraz su ilave ettim ve çayıma çay kaşığıyla şeker attım. sonra annemleri aradım. ama bu sefer babamın telefonundan aradım, hep annemden arıyorum diye küsmesin. sonra anneme 'ıssız annem' esprisi yaptım. sonra seda güldü. tekrar ıssız adamın kötü bir film olduğunu düşündüm. sonra sabah kaçta kalkıcam diye düşündüm. yarın ne giysem diye düşündüm. biraz daha uykum geldi. yarının cuma olduğunu hatırladım. sonra biraz örgü mü örsem diye düşündüm. sonra ehh dedim. bugün yine yapmam gerekenleri ve yapabileceklerimi düşündüm ve yine hepsine üşendim bugün ve eeh dedim. monoton hayatımla ilgili bir şeyler yazmazsam bu rutinin bozulmasından korktum.

10 Şubat 2011 Perşembe

uzun zamandır böyle olmamıştım ben iyi mi? mal mal depresif şarkılar dinleyip, üzücü, özlem ve gözyaşı içeren bloglar okuyup resmen kendimi depresyona soktum. mutsuz şeyler düşünüp şu sözlerle depreştirdim:

nothing unusual nothing's changed
just a little older that's all

işte çocuklar siz bunları yapmayın demek istiyorum. of neden oldum ben böyle biri bana dur desin.
yellow geri dön. biliyorum sen de orada böylesin. sık sık telefonlara sarılmamız yetmeyip gece geç saatte bloglara yazmamız bundan. resmen boşluk oldu. ama sakin olalım ben şimdi hemen bir iksir hazırlıcam kazanda, tarifini de yazayım:

1 kaşık bal (baldan datlı), 10 gram havlıcan, 2 çay kaşıgı kahve, bol tekila, limon, azcık sohbet pijamalarla, kareli battaniye ve o kahrolası loop'ta ağzımıza sıçan şarkılar. nasıl? bundan akşam 10'da almaya başlıcaz, sabaha geçicek!

9 Şubat 2011 Çarşamba

bu huy da yeni çıktı başıma! hayatım boyunca hiç kıskanç bir insan olmadığımı düşünürdüm ama zaman zaman farkediyorum ki insanların yaşadığı acıları bile kıskandığım oluyor. sonuna kadar yaşadıkları ve bunu çok güzel ifade edebildikleri için. uzun uzadıya yazmasa da lafı yerine çok güzel koyduğu için ya da o acıyı için çekmek için bile dilediği gibi sonuna kadar her şeyi yaşayabildiği için.
bilmem belki de hep güzel şeyler yaşadığı ama bunu göremediği için üzülüyorum. yok yok onlara değil kendime.