bütün pencerelerde bekleyen benim,
ve
o çalmayan bütün telefonlarda,
aylardır konuşan da.
kabul.
bir kez yolda karşılaşalım,
onunla da avunacağım.
adımı sesince duymaktan vazgeçtim,
sesini duysam, susacağım.
yel esiyor ama
değirmen dönmüyor.
kuraklık bu,
adın ekmeğe dönüşmüyor." t.uyar
tour de hearts, tour de minds
inside and out.
5 Eylül 2013 Perşembe
bir arkadaşım bir arkadaşının anısını anlatmıştı bir gece.
dediğine göre bir zamanlar bir çocuk varmış. çaresizce istemiş bir şeyi. onun bu depresif halini gören ev sahibesi bir kitap hediye etmiş. kitapta diyormuş ki "bir şeyi çok istersen olur. önce o olmuş gibi yaşa, daha sonra olacağını göreceksin." çocuk da bunu test etmek için olması zor bir şeyi dilemiş, sanki olmuş gibi yaşamış ve gel zaman git zaman aslında onun için çok da önemli olmasa da dileğinin gerçekleştiğini görünce çok şaşırmış. tam yatacakken anlattı bana bu hikayesi arkadaşım. ışığı kapatmak için gittiğim odadan çıkarken "tamam" diyip gözlerimi kırptım onu avuturcasına. ama işte öyle olmadı. uzun zamandır sonsuzdan geri saydığım dileğimi kapattığım ışıkla tekrar diledim.
sonra da gerisi kolay geldi zaten. gördüğün rüyalar, hayaller, istekler, kelimeler, maziler üst üste geldi. kafamda sanki dileğim olmuşçasına bir dünya yarattım sanırım. cidden. bunu bana biri dese "aha deli" derim sanırım. bir insanın hayatını tek bir yere endekslemesi kadar tehlikeli bir şey varsa o da olmayan bir şeyi varmış gibi yaşaması. gideceğim yerden düşüneceğim her düşünceyi tahayyül ettim kendi dünyamda. günlerden bugüne gelirsek..
bugün sabah erken kalktım ilk defa. yarı açılmış gözlerimle salona geldim. çay koymak için tekrar kalktım aydınlık salondan. mutfağa yaklaştığımda kocaman bir hamam böceği gördüm. meğer kıyamet alametiymiş.
hamam böceğinden saatler sonra gerçek olmasa da aldatılmış hissettim. o küçücük kafamda kurduğum o saçma hayal dünyasına bir atom bombası düştü.
siz insanlardan ricam tutamayacağınız sözü vermeyin, etmeyin. insan mı sevmiyorsunuz anlamadım ki? ne yaptık biz insanlar size? gidin bu yüzden, gidin.
dediğine göre bir zamanlar bir çocuk varmış. çaresizce istemiş bir şeyi. onun bu depresif halini gören ev sahibesi bir kitap hediye etmiş. kitapta diyormuş ki "bir şeyi çok istersen olur. önce o olmuş gibi yaşa, daha sonra olacağını göreceksin." çocuk da bunu test etmek için olması zor bir şeyi dilemiş, sanki olmuş gibi yaşamış ve gel zaman git zaman aslında onun için çok da önemli olmasa da dileğinin gerçekleştiğini görünce çok şaşırmış. tam yatacakken anlattı bana bu hikayesi arkadaşım. ışığı kapatmak için gittiğim odadan çıkarken "tamam" diyip gözlerimi kırptım onu avuturcasına. ama işte öyle olmadı. uzun zamandır sonsuzdan geri saydığım dileğimi kapattığım ışıkla tekrar diledim.
sonra da gerisi kolay geldi zaten. gördüğün rüyalar, hayaller, istekler, kelimeler, maziler üst üste geldi. kafamda sanki dileğim olmuşçasına bir dünya yarattım sanırım. cidden. bunu bana biri dese "aha deli" derim sanırım. bir insanın hayatını tek bir yere endekslemesi kadar tehlikeli bir şey varsa o da olmayan bir şeyi varmış gibi yaşaması. gideceğim yerden düşüneceğim her düşünceyi tahayyül ettim kendi dünyamda. günlerden bugüne gelirsek..
bugün sabah erken kalktım ilk defa. yarı açılmış gözlerimle salona geldim. çay koymak için tekrar kalktım aydınlık salondan. mutfağa yaklaştığımda kocaman bir hamam böceği gördüm. meğer kıyamet alametiymiş.
hamam böceğinden saatler sonra gerçek olmasa da aldatılmış hissettim. o küçücük kafamda kurduğum o saçma hayal dünyasına bir atom bombası düştü.
siz insanlardan ricam tutamayacağınız sözü vermeyin, etmeyin. insan mı sevmiyorsunuz anlamadım ki? ne yaptık biz insanlar size? gidin bu yüzden, gidin.
15 Haziran 2012 Cuma
i hate the way you talk to me, and the way you cut your hair
i hate the way you drive my car, i hate it when you stare
i hate your big dumb combat boots, and the way you read my mind
i hate you so much it makes me sick, it even makes me rhyme
i hate it, i hate the way you are always right, i hate it when you lie
i hate it when you make me laugh, even worse when you make me cry
i hate it when you are not around, and the fact that you didn't call
and mostly i hate the way i don't hate you
not even close, not even a little bit, not even at all.
http://www.youtube.com/watch?v=gGV4hxhxW8o
i hate the way you drive my car, i hate it when you stare
i hate your big dumb combat boots, and the way you read my mind
i hate you so much it makes me sick, it even makes me rhyme
i hate it, i hate the way you are always right, i hate it when you lie
i hate it when you make me laugh, even worse when you make me cry
i hate it when you are not around, and the fact that you didn't call
and mostly i hate the way i don't hate you
not even close, not even a little bit, not even at all.
http://www.youtube.com/watch?v=gGV4hxhxW8o
11 Temmuz 2011 Pazartesi
a wolf at the door
bu radiohead'in cidden buügn adını öğrendiğim çin tuzu gibi bir etkisi var.
çin tuzu atılan yemekle beraber tat alma duyularını uyarıyormuş ve yemeği daha lezzetli hissediyormuşuz. cipste de bol miktarda var dediler.
bu radiohead'de de aynı etki. başladığı an açılıyor bendeki duyular tavşan gibi kalıyorum.
dinledikçe hipnoz ediyor. hele şöyle bir şarkı var ki: http://fizy.com/#s/12rh0g
bak bi dinle yeminle çok sevicen!
5 Temmuz 2011 Salı
mesela?
artık bir şeyler yazsam hoş olur bence..
ne yazsam mesela..?
iş-ev arasında geçen güzel yaz günlerimin sıkıcılığından mı bahsetsem?
yoksaaa etrafımda dönen çakallıklardan mı bahsetsem üstü kapalı bir şekilde..?
yok yok acaba şeyden mi bahsetsem fns mezun oldu gitti falan..
ya da buldum evimizin eskiliğinden ve çöken tesisat ve elektrikten bahsedeyim belki 'evimizde dubleks he ha ho!' diyerek oradan azcık bir coolluk katarım kendime..
ya da bütün bunları buraya sıraladığım ama aslında çok sıkıldığımdan bahsedeyim..
bir çaydanlık çay, bira.fm ve facebook üçgeninde kayboldum ben bu gece.
ev karanlık, uykum yok ve bira.fm de evde(tek) frekansındaki bütün depresif güzel şarkılara içeyim o zaman..
ocaktan çayı getir kızım!
13 Mart 2011 Pazar
bi sandalye çek ve otur. anlatacaklarım uzun.
şimdi efenim insan tabi kendi hayatı hakkında ne kadar objektif olabilir bilmiyorum ama yine de eğer yıllar sonra bazı konularda kendini anlayabilecek konuma geldiysen otokritiğin de şukunu verebiliyorsun. mesela mezun bir insan olarak birinci sınıfta verilen ödevlere zamanında ne kadar isyan etsem de şu an aslında görebiliyorum ki temel tasarım dediğimiz şey öyle bir şey ve öğretim metod bu! başka türlü verildiğinde olmuyor işte. odtü ekolü bu yıllardır da işlemiş. bir de öğretilecek gibi bir şey değil yaptıkça anlıyorsun. neyse. ya da mesela yıllar sonra bakıyorsun 'ben bu insanla mı geçirdim en güzel günleri mi? bu mu benim en yakın arkadaşım?' diyorsun ya da 'ben bu insana mı aşık olmuşum? hayalleri onla mı kurmuşum? bundan mı güzel iki kelime duymak için beklemişim?' diyorsun. ya da 'ben dört yıl bunun için mi okudum? herkes gezerken bunun için mi oturup sabahlayarak proje yaptım?' diyorsun. pişman olmaya başlıyorsun. keşkeler geçiyorsun içinden. her hatayı, yapmadığın her şey için türlü keşkeler kuruyorsun kafanda. sonra tabi konu şuraya geliyor ister istemez 'e bunları yaşamasaydım o zaman ben ben olur muydum?' maalesef yaşanılan her şey zamanında anlaşılabilen ya da öngörülen olmak zorunda değil. zamanında tadına varmak da güzel bazı şeylerin. mesela benim hiç unutmadığım hayatımda bir dönüm noktası var. annem beni lisede yaz kampına yollamak istediğinde annemin suratına pıff şeklinde gülmüştüm. hayatımın en güzel yazıydı. işte o kamp bittiğinde ben bu tourdehearts (gizemli kadın) oldum. eğer ki siz bugün benim dinlediğim şarkıları beğeniyor, benim yaptığım esprilere gülüyorsanız, ben bütün bu birikimi o gün attığım öz güven tohumlarıyla yaptım, evet. bunu tabi siz bilemezsiniz. o gün benle orada olanlar da bilemez. ben bilebilirim sadece. iyi ki gitmişim be! iyi ki yollamış beni anam zorla!
sandalyede alçı içinde kaldın özür dilerim. bu blogu da neden günlük gibi yazdığımı da anlamadım. keşke ben de diğer bloggerlar gibi yararlı bilgiler verebilseydim. hiç beceremedim bari bir iki mimari kelam edeydim ama işte ne yaparsın ben daha beni çözemedim ki başka şeylerle ahkam keseyim. bence ben artık kısa keseyim.
9 Mart 2011 Çarşamba
karlık

kokunda sanki güç bela sürünüp bulduğum
elinde kaybolup uzandığım ufuklara
hoş senin de bir varoluş sebebin var
yakından uzaktan
alakam olsa mutluyum
bir gülümseten benim/miyim*
bir daha daha söyler misin
tek iyim sen kalmışsın
aman ne mutluyum
uyurum omzunda
uyandığın bu sabaha
gözlerin bakmaz mı
beklenen gün geldi
açtı laleler beyaz
uzakları hayal eder
tuttuğu avucunda
söz durdu
hoş senin de bir varoluş sebebin var
yakından uzaktan
alakam olsa mutluyum
bir gülümseten benim/miyim*
bir daha daha söyler misin
tek iyim sen kalmışsın
aman ne mutluyum
uyurum omzunda
uyandığın bu sabaha
gözlerin bakmaz mı
beklenen gün geldi
açtı laleler beyaz
uzakları hayal eder
tuttuğu avucunda
söz durdu
artık sen ve ben
ve uçsuz zaman
ve uçsuz zaman
İki gündür süren kar çilesi bugün evde yaymamla çile olmaktan çıkıp zevke yelken açtı adeta. Hem öğrenci, hem çalışan hem de ev kadını olan bendeniz bu günü ne kadar verimsiz geçirse de, şöyle bir düşününce beyaz beyaz iyi geldi. Bütün kış beklediğimiz kar manzaralarını mart ayında nihayetinde yaşamış olduk. Açtı laler beyaz. Şimdi şu kaydı okuyunca farkettim ki ben de ergenlikten pek çıkamamışım. Bu beyaz günün şerefine yine bir uyumlu şarkı patlattım. Hadi bakalım kartopu oynayacagım şimdi ben.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)